Elif‘ten Yâ’ye

Bu çalışma Her Nefes Dergisi’nin “Hz. Mevlânâ” temalı 74. Sayısı için Elif Hilâl Doğan tarafından hazırlanmıştır. Derginin tamamı buraya tıklayarak okunabilir. 

“Ey beni kapıda görüp de geriye dönen; sonra da başka taraftan gizlice bana nergis kokulu yüzünü gösteren sevgili! Sen bu tavrınla: Evvelce bir an için gördüğün sevgilinin burada olduğunu anla, demek istiyorsun ve benim bu hâle hayretle bakışıma da, ara sıra şeker gibi gülüyorsun…”

Divân-ı Kebîr’i uykusuz bir gecede ilk olarak kurcalarken okuduğum sayfalardan birinde Hazret-i Mevlânâ’nın bu sözleriyle karşılaşmıştım. Aynı zamanda Hazret, “Âlemin altında ve üstünde aşktan bu ıstırap nedir? Hâlbuki, aşk, alttan, üstten berîdir. Güneş doğunca gece kalır mı?” diyordu. Anlamasam da içimdeki sızıya merhem gibi sürülmesini istiyordum okuduklarımın.

Sevmeden anlamı yok, mânâsı yok yaşamanın. İllâ sevmek lâzım. İnsan olmak için, illâ aşk lâzım. Harf harf o aşkı yaşamak lâzım. Ayn, şın, kaf… Gör, sarhoş u mest ol, geç kendinden, o ol… Aşk, yoktur, yokluktur. Aşk, sevgilinde yok olmanın yoludur. O sevgilinin güneşinde kalıp varlık karanlığında geçen uzun gecenden kurtulmaktır. Benim yaptığım gibi sadece kapısında, penceresinde dönüp dolaşmak değil… İllâ sen diye diretmektir, başka bir şeye kanmamaktır, vazgeçmemektir, beklemek, beklemek, durmadan gayret etmektir. Yüzünü nereye dönse, neye baksa, O’ndan başkasını görmemek, görememektir.

“Ey beni kapıda görüp de geriye dönen; sonra da başka taraftan gizlice bana nergis kokulu yüzünü gösteren sevgili!” Ey güzel Allah’ım!.. Her yerden kendi güzelliğini açan, herkesten farklı bir güzellikle zuhur edip, hepsinden de gizlenen Allah’ım! Seni tek bir yerde bulmak ne mümkün…

“Sen bu tavrınla: Evvelce bir an için gördüğün sevgilinin burada olduğunu anla, demek istiyorsun ve benim bu hâle hayretle bakışıma da, ara sıra şeker gibi gülüyorsun…” Ezelde “bir an” için gördüğüm, ey merhamet sultânı sevgilim! Lâtifliğinle kendini durmadan ihbar ediyor, burada da ben varım diyorsun. Ne bana kapıyı açık bırakıyor, beni hemencecik içeri alıyorsun, ne de beni olmadığın bir yere çekiyorsun. Anladım, kaç kere anladım hem de. Elif’ten Yâ’ye tüm harflerle bezeyip donattığın âlemde Elif de olan sensin, Yâ de… Elif olup Yâ’yi kendine çeken de sensin, Yâ olup Elif’i seven de. Aşkın rüzgârı senden esmekte. Kendinden, kendine… Seven, sevilen; yalnız, yalnız sensin. Ama seni tek bir yerde bulmak ne mümkün!

Neden beni kapına çektiğin hâlde, içeri kaçıp kendini gizlersin? Neden sonra yine orada olduğunu anlayayım diye başka bir taraftan gizlice güzel kokularını estirirsin? Neden kendini hemen ele vermeden türlü aşk oyunlarıyla, cilvelerle bu zavallıları derde salar da salarsın? Bunca nankörlükle başka türlü kıymetini bilemem diye mi? Hüsnüne nihâyetin olmadığını iyice göreyim diye mi? Yoksa beni oraya buraya çekişlerin, kendini bu gizleyişlerin, beni hayran bırakıp arkadan gülüşlerin, hep beni sevdin diye mi? Açık bırak da çevresinde dönüp dolaştığım şu kapıdan artık gireyim, saklanma desem, boş… Seni tek bir yerde bulmak ne mümkün?