Altın Kapı

Bu çalışma Her Nefes Dergisi’nin “Uluslararası Ken’ân Rifâî Sempozyumu” temalı 69. Sayısı için Elif Hilâl Doğan tarafından hazırlanmıştır. Derginin tamamı buraya tıklayarak okunabilir. 

O’nun rahmetinin kuşatmadığı hiçbir şey, hiçbir yer yok.

Ama rahmetin bir kapısı var.

Dışında kalan bir şey yoksa, bu kapı ne içindir?

Hem içinde olmak, hem kapıdan girmek nasıl bir şeydir?

Veya hem içinde olup hem kapıdan bile girememek…

İdrâk etmekle, hissetmekle, aşk etmekle ama illâ bir şekilde fark etmekle alâkalı bir durum olmalı.

Hz. Mevlânâ’nın anlatımına göre, hepimiz ezel âleminde o birlik denizinin içindeki su gibiymişiz. Sonra Allah o denizden, beden testimize biraz su doldurmuş. Böylece vücut giymiş ve bu âleme gelmişiz. Diyor ki, şimdi sen o varlık testisini yokluk taşıyla kır. Kır ki, o su kaldığı yerde bulanıklaşıp kokuşmasın. Aksın, yine deryaya ulaşsın. E peki mâdem yine deryâyâ ulaşacaktı, neden bir testiye konup da uzaklaştırıldı dersen; çünkü başka türlü göremezdi. Denizin içindeki balığın deniz diye bir yer varmış, nerededir diye araması gibi, içinde olduğu denizi idrâk edemezdi.

Can acıtır ama söyler Hazret-i Mısrî Niyâzi:

Nûr iken adın Niyâzî koydular,

Şol ezelki îtibârın kandedir?

Evet, nerededir ezeldeki o îtibar? Nerededir? Aslım nedir? Nasıl aranır ki? Nasıl bulunur, nasıl anlaşılır? Sen zaten sensin. Ama kendini bilmezsin. İçinde olmak ama kapıdan girememek böyledir. Kapı haktır. Kapı Ali’dir. Kapı mürşittir. Ölü gibi yaşamakla dirilmek arasındaki geçiş yeridir, idraktir. Âlemlere rahmet olsun diyedir.

Âlemlere rahmet, Hz. Muhammed’in nurunun bizle olmadığı hiçbir yer-zaman yok. Ama onu bize gösteren bir Ali’si var. O’nun rahmetinin kuşatmadığı hiçbir yer yok. Ama o rahmetin bir kapısı var.

Benim kapım, güzel kapım, Ken’an Rifâî. Onu bana kapı kıldığı için güzel Allah’ıma sonsuz şükürler ederim.